Türk siyasi tarihinin karanlık sayfalarından biri olan 27 Mayıs 1960, milli iradeye yönelik ilk doğrudan müdahale olarak hafızalara kazınmıştır. Tam 64 yıl önce bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin çok partili siyasi hayatı, askeri bir darbe ile kesintiye uğramış, demokratikleşme sürecine ağır bir darbe indirilmiştir.
Halkın oylarıyla iktidara gelmiş olan Demokrat Parti (DP) hükümeti, sabaha karşı yapılan askeri müdahale ile görevden el çektirilmiş, başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes olmak üzere, bakanlar kurulu üyeleri ve milletvekilleri tutuklanmıştır. Bu olay, Türkiye’nin parlamenter demokrasi serüveninde bir dönüm noktası olmuş, ilerleyen yıllarda yaşanacak benzer müdahalelerin de önünü açmıştır.
Bir Dönemin Sonu: 27 Mayıs 1960
27 Mayıs 1960 sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bir grup subay tarafından gerçekleştirilen darbe, Türkiye’nin 1950’de başladığı çok partili ve serbest seçimlere dayalı demokratik yaşamını ansızın sona erdirmiştir. O dönemin iktidar partisi Demokrat Parti, %52.7 oy oranıyla seçilmiş ve ülkeyi yönetmekteydi. Ancak, özellikle üniversite gençliği ve ordu içindeki bazı kesimlerin artan muhalif tutumları, gerilimi tırmandırmış ve darbenin zeminini hazırlamıştır.
Darbe gecesi yaşananlar, Türk milletinin iradesine yönelik açık bir ihlal olarak tarihe geçmiştir. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere pek çok şehirde kontrol askerlerin eline geçmiş, radyo üzerinden yapılan duyurularla darbe tüm ülkeye ilan edilmiştir. Milli Birlik Komitesi adı altında toplanan cunta, anayasayı askıya almış, tüm siyasi faaliyetleri yasaklamış ve yeni bir yönetim düzeni kurmuştur.
Yassıada Yargılamaları ve Tragik Sonuçlar
Darbeyi takip eden süreçte, tutuklanan 592 eski siyasetçi ve bürokrat, Marmara Denizi’ndeki Yassıada’da kurulan özel mahkemelerde yargılanmıştır. “Anayasayı ihlal” başta olmak üzere çeşitli suçlamalarla başlatılan yargılamalar, kamuoyunda “Yassıada Yargılamaları” olarak bilinir hale gelmiştir. Bu yargılamalar, demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle daha sonraki yıllarda çokça tartışma konusu olmuştur.
Toplamda 592 kişinin yargılandığı bu davalarda, 15 kişi hakkında idam kararı verilmiş, bu kararlardan 12’si müebbet hapse çevrilirken, üç siyasetçinin idamı infaz edilmiştir. Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen bu infazlar, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı hedef almıştır. 16-17 Eylül 1961 tarihlerinde İmralı Adası’nda gerçekleştirilen bu infazlar, Türk demokrasisi üzerinde derin ve onarılmaz yaralar açmıştır.
Demokrasiye Vurulan Darbe ve Mirası
27 Mayıs darbesi, sadece bir hükümeti devirmekle kalmamış, Türkiye’nin siyasi kültürüne ve toplumsal hafızasına da derin etkiler bırakmıştır. Milli iradenin üstünlüğü ilkesini sarsan bu müdahale, Türk siyasetinde “darbe geleneğinin” oluşmasına zemin hazırlamış ve sonraki yıllarda da benzer askeri müdahalelere kapı aralamıştır. Darbenin ardından hazırlanan 1961 Anayasası, özgürlükler ve haklar açısından önceki anayasaya göre daha ilerici olsa da, darbenin gölgesinde kalmıştır.
Günümüzde 27 Mayıs, Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinde bir dönüm noktası olarak anılmakta, millet iradesine yapılan her türlü müdahalenin sonuçları hatırlanmaktadır. Bu trajik olay, gelecek nesiller için demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmanın ne denli önemli olduğunu gösteren acı bir ders olmaya devam etmektedir.

